Katar’da Askeri Üs Kuruyoruz!
Katar’da Askeri Üs Kuruyoruz!
Kadınları Anlama Kılavuzu!..
Kadınları Anlama Kılavuzu!..
Şair Ali Yüce’nin Ardından
Şair Ali Yüce’nin Ardından
Turistik kolaylıklarda süreler ve cezalar
Turistik kolaylıklarda süreler ve cezalar
Futbol ve
Futbol ve
BU COĞRAFYANIN  NEMRUT’ları- DEHAK’ları…
BU COĞRAFYANIN NEMRUT’ları- DEHAK’ları…
29 Ekim 1923… 24 Ağustos 2015
29 Ekim 1923… 24 Ağustos 2015
Ensar Vakfı Rezaleti!
Ensar Vakfı Rezaleti!
SOL GÖRÜNÜMLÜ NARSİSTLER
SOL GÖRÜNÜMLÜ NARSİSTLER

29 Ekim 1923… 24 Ağustos 2015
1506 okunma

Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi kuruluşundan beri hem Askeri hem de siyasi alanda bir çok başarılara imza attı. Yeni Türk Devletinin kurulması, 1921 Anayasası’nın kabulü, Kurtuluş Savaşı’nın zaferle sonuçlanması, Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin olağanüstü çabalarıyla gerçekleşti. Aynı Meclis, Ankara’yı Yeni Türk Devleti’nin başkenti olarak kabul etti. Böylece, Cumhuriyetin ilanı yolunda olumlu bir ortam hazırlanmış oldu.
Mustafa Kemal, Çankaya Köşkü’ne bir gece çağırdığı İsmet Paşa, Kazım Karabekir  Paşa ve Fethi Bey ile bir toplantı yaparak, “Yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz” demişti. Konu üzerinde fikir birliğine varılınca Mustafa Kemal Paşa ile İsmet Paşa Anayasada değişiklik öngören bir kanun teklifi hazırladılar. Hazırlanan kanun teklifince:
-“Türkiye Devleti’nin hükümet şekli Cumhuriyettir”.
-“Türkiye Devleti, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından yönetilir” maddeleri yer alıyordu.
29 Ekim 1923 tarihinde Atatürk ve çalışma arkadaşlarının hazırladıkları ve Anayasanın bazı maddelerini değiştiren bu teklif Türkiye Büyük Millet Meclisinde alkışlarla ve oybirliği ile kabul edildi. Böylelikle Anayasanın birinci maddesinde, “Türkiye Devletinin hükümet biçimi, Cumhuriyettir” ibaresine yer verildi. Bununla birlikte de aynı günün gecesi, Mustafa Kemal Paşa (Atatürk), Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı oldu. Saltanatın kaldırılması ve Cumhuriyetin İlanından sonra da sistem içinde varlığını sürdüren “Halifelik” de artık mevcut yeni rejim içerisinde gereksiz ve işlevsiz bir duruma düşmüştü. Bu sebeple 3 Mart 1924′de Urfa Milletvekili Şeyh Saffet Efendi ve arkadaşlarının verdikleri bir kanun teklifi Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edildi ve hilafet kaldırıldı.

Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte Hilafet’in kaldırılmasının ardından saltanat ve hilafet yanlıları Cumhuriyet’in kuruluşundan günümüze kadar Atatürk’e düşman, Cumhuriyet’e düşman, Laiklik’e düşman, Adalete düşman, Eşitliğe düşman, Kadınlara düşman bir bakıma insanlığa düşman kesildiler. Atatürk’ü dinsiz ilan etmeler, laikliğin islam dinine aykırı olduğu söylemlerinin yayılması, din elden gitti diye ortalığı ayağa kaldırmalar başladı. Ama başarılı olamadılar. Sağlam ve sert bir zemine kurulan Cumhuriyet kendini bilmez birkaç din istismarcısı yüzünden yıkılacak değildi. Bırakın yıkılmayı sarsılmadı bile. Anayasa bu durumdan dolayı hiç zedelenmedi.(Günümüz ayaklar altına alınan Anayasası hariç) Bütün bu olayları gören ileri görüşlü Gazi Mustafa Kemal 1927 yılında aynen şu ifadeleri kullanmıştır:

“Efendiler! Çok değil en geç 100 yıl içerisinde hilafet yanlıları hilafeti kaldırdığımız için dini kullanarak ve bizleri dinsiz ilan ederek sizlerin oylarınızı alacak ve iktidar olacaklar. Ancak ülkeyi paylaşmaya geldiklerinde birbirlerine düşecekler. Biz hilafeti İslam dinine aykırı olduğumuz için kaldırmadık, Yönetim biçimine ters düştüğü için kaldırdık.”

Nasıl da içlerini okumuş değil mi sevgili okurlar? Daha günümüzdeki malum şahıslar doğmadan onların nasıl bir tutum içerisine gireceklerini bile tahmin etmiş Gazi Mustafa Kemal. Ve gerçekten dediği oldu. Camilerde Cuma namazı sırasında Atatürk’e dil uzatan çakma imamlar, mitinglerde Atatürk’ün din düşmanı olduğunu ileri sürenler, ellerinde Kur’an’la oy toplamaya çalışan din istismarcılarını hepimiz gördük. Bunları yaparken başarılı oldular. Herkesin oylarını topladılar. Atatürk’ün dediği gibi oldu. Ve yine bu kişiler ülkeyi bölüşemedi. Birbirlerine düştüler. O, onun hakkında “İslam dinini kullanarak milleti sömürüyor, yalan söylüyor, hırsızlık yapıyor, yolsuzluk yapıyor, rüşvet alıyor” dedi. Diğeri ise “O kişi  islam dinini kullanarak belli yerlere geldi, o kişi din istismarcısıdır. Türkiye’ye gelsin bu konuşmaları yapsın”  dedi.

Vatandaşlar da ikisini haklı buldu…

İşte her şey Gazi Mustafa Kemal’in dediği gibi oldu. Ancak unuttukları bir işey vardı bu kişilerin. Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’ni görmezden gelmişler. Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi EY TÜRK GENÇLİĞİ! ile başlıyordu ve şöyle devam ediyordu…

Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

İşte Atatürk’ün gençliğe hitabı… Olası erken seçimde gençler gelin bu ülkeyi hep birlikte kurtaralım! Gelin Şehit kanları ve anaların gözyaşıyla sulanan bu toprakları tarihini bilmeden basan insanlardan kurtaralım.

BU GÜÇ HEPİMİZDE VAR!…


Yukarı Geri Ana Sayfa