|
Sayın Atayurt Okuru;
Eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, birkaç gün önce “İnternet Andıcı” soruşturması kapsamında İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararı gereği savcının karşısına çıkarak zanlı sıfatıyla 7 saat ifade verdi ve sonunda da tutuklanarak diğer Komutanların bulunduğu Hasdal Cezaevi’ne kondu…
Aslında bu bir ilk değildi. Her ne kadar, haberlerde “Türk tarihinde bir ilk yaşandı” diyorlarsa da, bu ikinciydi. Zira, 1960 ihtilalinde Eski Genelkurmay Başkanlarından Rüştü Erdelhun, hükümetin kuklası haline getiriliği için, Yassıada’da yargılanmıştı. Hatta, o tarihte emekli olduktan sonra DP’den Zonguldak Milletvekili olduğu gerekçesiyle, Deniz Kuvvetleri’nin efsane komutanı Sadık Altıncan da, Yassıada’da yargılandı.
Türkiye üzerinde büyük oyunlar oynandığı hepimizin bildiği bir gerçek. Amaçları Türkiye’yi karıştırmak ve kendi planlarına göre yeniden şekillendirmek. Bunun da en doğru ve kesin yolu, kendilerinden aykırı fikirde olan askerleri emekli olsalar dahi, birer birer etkisiz hale getirmek. Her ne kadar Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç; “Şahısların suçlanıyor olması o makamın gücüne, itibarına kesinlikle gölge düşürmez” diyorsa da, öyle bir düşürür ki… En basit örneği BDP’li Demirtaş bile, bugünkü Genelkurmay Başkanı Necdet Özel’e “Sen onbaşı bile olamazsın” diyecek kadar cesaret bulup, hakaret edebilmiştir. Şüphesiz işin en acı bölümü; yıllarca Türk Ordusu’na komutanlık yapmış, terörle mücadele etmiş bir askerin, Eski bir Genelkurmay Başkanı’nın “terör örgütü” kurmakla suçlanarak tutuklanması ve halkın da buna inanmasıdır… Kaldı ki, Başbuğ’un elinde her türlü yetki vardı. İstese yapmaz mıydı? Ancak, tüm askerler gibi, demokrasiye olan saygısından ötürü yapmadı.
Şimdi her şey bitti, Başbuğ’un hangi mahkemede yargılanacağı tartışılıyor… Çünkü, adeta bir “terörist” gibi, ağır ceza yargılanmasını isteyenler de yok değil. Gerçi hatırlayacaksınız Orgeneral İlker Başbuğ “Yüksek liyakat” nişanına da “layık” görülmemişti… Lakin, MHP ve CHP ve de tarafsız bazı hukukçular, Yüce Divan’da yani Anayasa Mahkemesi’nde yargılanması gerektiğini söylüyorlar. TSK, adeta terör örgütü olarak gösterilmektedir. Düz mantıkla, Başbuğ terörist kabul ediliyorsa, aynı dönemde komutanlık görevini ve askerliğini yapan bütün erkekler de terörist mi kabul edilmelidir? Bütün askerler yargılanırsa, bütün askerler tutuklanırsa, ülkenin hali ne olur düşünmek istemiyorum.
Başbuğ’un önce Silivri’de “tek kişilik” hücrede tutulması da ayrı bir utanç vesilesidir. Olayın duyulduğu gece, spikerler bile ağlamaklı olarak haberi verirken, Nazlı Ilıcak ve Mehmet Altan gibi asker düşmanı 2 gazetecinin fikirlerinin alınması da ayrı bir talihsizlikti. Biz burada Türk Ordusu’nun itibarını düşünürken, geçmişte kendi babalarının da tutuklanmış olması nedeniyle, adeta askerin cezalandırılmasından mutlu oldukları için, “Türk Silahlı Kuvvetlerini hizaya getirdik…” diye kutlama vesilesi dahi olabilir.
Sayın Başbuğ’un duyduğu acı, bugün birçoklarının duyduğu acıdır. Başbuğ; “Bu suçu reddediyorum. Suçlama onuruma dokunmaktadır. Ben TSK’nın komutanıydım. Bunun tarihe not olarak düşülmesini istiyorum. Bir Genelkurmay Başkanı olarak çete kurmakla suçlanmak bana yapılan en büyük cezadır” dediği gibi, vasıtaya bindirilmeden önce de “Kamuoyunun vicdanına bırakıyorum” sözleri, Dumlupınar gemisi batarken subayların “vatan sağ olsun” dediği gibi tarihe geçecek ve unutulmayacaktır.
Bu arada bir hatırlatma yapmak istiyorum. Hepimiz biliyoruz ki, ülkede bir “İç savaş” tehlikesi olduğu gibi, sınır ötemizden savaş sinyalleri gelmektedir. Oysa, komutanların çoğu içerde. Kısacası Hasdal’da resmen komutanlardan oluşan bir Ordu var! Bu komutanların ne zaman tahliye edilecekleri de bilinmiyor Sizce bu durumda dışarıda kalan askerlerin morali nasıl olabilir? Ya da, bu olayları yaşadıktan sonra, yeni yetişen gençler, hala subay olmak isterler mi? Bence istemezler. Böylece TSK de yavaş yavaş tarihe gömülür. Ve bizde torunlarımıza, Osmanlı zamanında Akdeniz’i bir Türk gölüne çevirdiğimizi, Viyana kapılarına kadar dayandığımızı, İstiklal Savaşını ve Normandiya Çıkartması’ndan sonra Dünya’nın 2. büyük çıkartması olan Kıbrıs Harekatını yemin de etsek inandıramayız.
Şahsen ben, bir gazi olmuş asker torunu ve şehit edilmiş bir komutan kızı olarak, eski bir Genelkurmay Başkanı’nın bu duruma düşürülmesinden dolayı çok üzgünüm ve acı çekiyorum. Ayrıca, bu acımda yalnız olmadığıma da eminim. Şüphesiz, Türk Ordusu’nun emekli ve muvazzaf subayları da bu olay karşısında aynı acıyı duyuyorlardır. Çünkü herkes bilir ki; TSK’de herkes kolay kolay komutan, hele Genelkurmay Başkanı hiç olamaz.
Bu, 12 Haziran seçimlerinde olduğu gibi, onun bunun yaptığı listeyle hasbelkader milletvekili olmaya da benzemez!
En az 45 yıllık bir emeğin, mesleki başarının ve tertemiz bir sicilin sonucunda hak edilen bir makamdır ki, unvanı mezar taşına kadar kazınır.
Sırada 12 Eylül’ün en birinci ismi 1917 doğumlu, yani 95 yaşındaki eski Genelkurmay Başkanı ve Cumhurbaşkanı Kenan Evren var. Hepimiz biliyoruz ki, amaç üzüm yemek değil, bağcı dövmek… Yani 27 Mayıs, 22 Şubat, 21 Mayıs, 12 Mart ya da 12 Eylül’ü yargılamak değil… TSK’nin tüm itibarını bitirmek. Gerek Genelkurmay Başkanları, gerekse komutanlar, ister Yüce Divan’da, ister sivil mahkemede yargılansın fark etmez. Savaşmak için dünyaya gelen askerin de, ailelerinin de Evvel Allah inancımız tamdır. Kaldı ki, “ilahi adalet” denen bir yargılama var ki, ne zaman ve nasıl tecelli eder işte o bilinmez.
Bence geç de olsa Allahın adaletinden şüphe etmemek gerek!
09/01/2012
|
0 Yorum