SSK’YI KİM BATIRDI?!…
SSK’YI KİM BATIRDI?!…
Eğitimde STEM+A Modeli!..
Eğitimde STEM+A Modeli!..
Türkiye Atatürk’te birleşiyor!
Türkiye Atatürk’te birleşiyor!
TBMM DENK Bütçeye Dönmek Zorundadır
TBMM DENK Bütçeye Dönmek Zorundadır
Hitler’in Gemlenemeyen Narsist Ruh Hali
Hitler’in Gemlenemeyen Narsist Ruh Hali
Aile İçi Şiddetin Çocuklar Üzerindeki Etkisi
Aile İçi Şiddetin Çocuklar Üzerindeki Etkisi
TOPLUMSAL PSİKOLOJİ
TOPLUMSAL PSİKOLOJİ
29 Ekim 1923… 24 Ağustos 2015
29 Ekim 1923… 24 Ağustos 2015

Çözemediğimiz Ulusal Sorun; Eğitim!..
73 okunma

Önümde bir liste duruyor, ‘En Etkili Eğitim Sistemleri ve PİSA Sıralaması’.   Sözüm ona en başarılı ilk 20 ekonomi sıralamasında yer alması ile övündüğümüz ülkemizin adı listenin ilk onu arasında dahi yok.   Yadırgamıyorum, zira PİSA sıralamasında 40’lı basamaklar içerisinde olduğumuzu hemen her dönemde üzüntü ile zaten izliyoruz.

Gelişmemiş ve hatta gelişmekte olan ülkelerin en başarısız oldukları konudur eğitim sistemleri.  Bizim ülkemizde de durum farklı değildir.  Orta çağın son müjdesi olan Rönesans dönemini yok sayan Osmanlı Devleti, ilerleyen yüzyıllarda da bilimsel gelişmelerden nasibini alamamıştır.  Osmanlı’nın gerek devlet anlayışı ve gerekse eğitim düzeni olarak baş tacı ettiği medrese sistemi, pozitif bilimleri ve sanatsal uygarlığı bir türlü anlayamamışve bünyesine uyduramamıştır.  Sonuç olarak gelişmiş ülkeler arasında yerini alamamış ve geri kalmışlık kisvesini üzerinden sıyıramamıştır.

Cumhuriyet dönemi, bu gerçeği anladığımız ve eğitim ile öğretim sistemimize çeki düzen vermeye çalıştığımız bir devrimin müjdecisi olmuştur.   Ancak gerek içimizden çıkan feodal kalıntıların baskısına direnemeyen yöneticilerimiz ve sonrasında da emperyalist ülkelerin, özellikle ABD’nin karşımıza çıkardığı ince hesapları çözümleyemeyen devlet erki, bizleri bu çağdaşlığa yürüyüşten ala koymuş oldu.  Üstelik adına NATO denen askeri düzenin bizi kendisine bekçilik ile ödüllendirmesini çağdaşlık ve uygarlık sanan dönemin devlet adamları, Cumhuriyetin birçok kazanımı yanında eğitim seferberliğimizi de akim bıraktı.   İşte geldiğimiz noktanın yakın tarihimizdeki izdüşümü budur!

Halen yöneticilerimizce iyi anlaşılamadığını izlediğim konu, çağdaş uygarlık kavramını içselleştirememeleri ve muasır medeniyet olarak önümüze hedef olarak konan dar boğazı aşamamış olmalarıdır.  Kanımca aşmak için de özel ve etkin çaba göstermek niyetinde görünmüyorlar.   Tek değer yargılarının dolarla ve borsa ile başladığını ve beton yapılaşma ile devam ettiğini esefle izliyorum.   Herhalde demokrasi kavramını amaç değil araç kabul edenlerin başka türlü davranış sergilemesini de beklemek doğru olamazdı, diye düşünüyorum.

Bazı okurlarım beni yanıltıcı olmakla suçlayabilirler ve altımızda son model otomobiller, elimizde yeni telefonlar, önümüzde bilgisayarlar, bilmem kaç kanallı televizyonlar varken bu yorumun doğru olamaz diyebilirler.  Böyle düşünenlere uygar ve teknolojisi gelişmiş ülkelerin mallarının en birinciye varan müşterisi olmamızın gelişmişlik olmadığını, hatta uygar dünyanın sadece müşterisi olmamızın bizim gelişmişlik kıstasımız sayılamayacağını anımsatmak isterim.  Bizler teknoloji üreten uygar toplumların mal sattıkları pazarın artık bir kölesi sayılabiliriz bence!

O halde daha da gecikmeden eğitim denen ulusal sorunumuzu çağdaş zeminle uyumlu hale getirmek zorundayız.  Eğitim konusuna yıllarını vermiş bir eğitimcimiz Sayın Şermin Külahoğlu, eğitim sözcüğünü “gelişim süreci” olarak tanımlıyor.  Öğretmeni “geliştiren” ve öğrenciyi ise “gelişen” olarak ele almamızı öneriyor.  Bu kavramlar içerisinde eğitimin durağan ve belirli sezonlarla sınırlı olmayan, öğrenciyi tüm yönleri ile ele alarak yaşam boyu sürecek bir gelişim çizgisine taşıyabilen dinamik yapılanma olduğunu anlıyoruz.

Eğitim ve öğretim kavramı iyi bir okur-yazar yetiştirmekten öteye insanın bedensel, bilişsel, duygusal, sosyal, cinsel ve ahlaki olarak gelişmesi sürecidir.   Bu süreç ise sadece adına okul denen bir çatı ve öğretmen kabul edilen kişi ile yönlendirilemez.  Eğitim çok iyi yetiştirilmiş öğretmenler yanında rehberlik hizmeti verebilen psikolojik danışmanların, sosyal hizmet uzmanlarının, gereken hallerde devreye girecek özel eğitim uzmanlarının birlikte çalışabilecekleri bir özverili grubun çabası ile gelişebilir.

Ülkemizin bir üst yetkilisinin bir sabah kalkarak TEOG sistemini beğenmiyorum yorumunu irdeleyecek ve bu talebin nerede haklı ve nerede haksız olduğuna karar verebilmek iradesine sahip olarak sistemin yürütülmesini sağlayacak yetkin kişilerin yer alacağı bir dünyadır eğitim sistemi.   Aksine, halen görevde olan Talim Terbiye Kurulu Başkanı gibi,  Evrim Teorisi neden yok sorusuna tornavida, çekiç, kerpeten benzetmeleri ile komedi türü cevap vermek gibi müfredat kavramından bihaber olduğu anlaşılan yetersiz kadroları işe koşmakla, gerek eğitimin sınav sorununu ve gerekse TEOG problemini çözebilmek olası değildir.

Dünya düzeyinde başarılı olan Finlandiya ve Güney Kore örnekleri ortadadır.   Bu iki devlet, eğitim sorununa “yönlendiren okullar” kavramı kazandırmışlardır.  Öğrencinin öncelikle işbirliği kültürü ve insanlık adına sevgi ve güven iklimi ile yetişmesini öne çıkarmışlardır.  Her iki devlet bu amaçlar için farklı yöntemler tesis etmiş olmakla birlikte, ortak yanları öğretmen kalitesini ve saygınlığını özenle dikkate almalarında birleşmiştir.   Böylece modern dünyada çocuklar nasıl öğrenmeli, nasıl çalışmalı ve başarısız olmaları halinde bile nasıl yoluna yeniden devam edebilmiş olmalıdır yöntemi ortaya çıkarılmıştır.   Amaç çok bilen ezberci ayaklı kütüphane üretmek değil, kişilikleri gelişmiş nitelikli insanlar yetiştirmektir.

Bizim ülkemizin halen aşamadığı eğitim engeli ise belirli bir sezon sonrası çoklukla sıralanmış şıkları işaretlemekle sonuç vereceğine inanılan sınav belgesinin yeterli çıtaya ulaşabilmesinden geçmektedir.   Bu geçerli puana yazı – tura hesabı ile ulaşabilenleri bile başarılı kabul etmek yanlışı devam etmektedir.   Kaldı ki, kişisel kanaatim odur ki, bizi yönetenler; sorgulayan, aklını kullanmayı öğrenen, araştıran ve haklı olduğunda da itiraz edebileninsanları yetiştirmek için değil, daha çok biat kültürüne bağımlı yetiştirilmiş ezberci öğrenciler elde etmeyi özellikle tercih etmektedirler.  Kimine göre de bunun nedeni iktidar erkinin devamına katkı sağlayacak bir arka bahçe üretmek tercihi imiş.   Eğer böyle düşünülüyor ise, hem ülkemize ve hem de yarınımızı emanet edeceğimiz geleceğin yetkin kuşaklarına ihanet ediliyordur demek isterim!..

Kıssadan hisse: “İhanetin nedeni olmaz, bedeli olur.  O bedel ise bir gün ödettirilir!”

(Mustafa Kemal Atatürk).


Yukarı Geri Ana Sayfa