SSK’YI KİM BATIRDI?!…
SSK’YI KİM BATIRDI?!…
Eğitimde STEM+A Modeli!..
Eğitimde STEM+A Modeli!..
Türkiye Atatürk’te birleşiyor!
Türkiye Atatürk’te birleşiyor!
TBMM DENK Bütçeye Dönmek Zorundadır
TBMM DENK Bütçeye Dönmek Zorundadır
Hitler’in Gemlenemeyen Narsist Ruh Hali
Hitler’in Gemlenemeyen Narsist Ruh Hali
Aile İçi Şiddetin Çocuklar Üzerindeki Etkisi
Aile İçi Şiddetin Çocuklar Üzerindeki Etkisi
TOPLUMSAL PSİKOLOJİ
TOPLUMSAL PSİKOLOJİ
29 Ekim 1923… 24 Ağustos 2015
29 Ekim 1923… 24 Ağustos 2015

FABLLAR VE ÖYKÜLER
39 okunma

Fablhayvanları, bitkileri, nesneleri ve onların dünyalarını anlatıyor gibi görünen bir yazın türüdür. Her ne kadar İlk bakış ve okuyuşta böyle anlaşılsa da fablda; konuşma yetisi olmayan hayvanlar, bitkiler ve diğer nesnel varlıklar insanmış gibi konuşturulur. Böylece de Fabl kurgulayıcısı – yazarı, bu varlıklar üzerinden; tarihin her kesitinde insana, yöneticilere,devlet büyüklerine; şahlara, padişah ve imparatorlara ders vermeyi amaçlar.

Bir maymun ve yavrusunu kazana koyarlar. Kazanı, mum ışığı sıcaklığı derecesinde ısıtmaya başlarlar. Kazanın tabanı ısınmaya başlayınca ana maymun, yavrusunu kucağına alır. Kazanın tabanının ısı derecesi arttıkça maymunu; yavrusunu koruma güdüsünün arayışı, telaşı, korkusuveçırpınışı sarar. Maymun, kucağında yavrusuyla gittikçe ısınan kazanın tabanına, önce tek ayağıyla basar. Isınan tek ayağını; soğuyan ayağıyla değiştirerek, idare etmeye – dayanmaya çalışır. Her iki ayağının da gittikçe ısıya dayanma gücü kalmaz. Zıplamaya, inlemeye, çırpınışa başlar. Dayanma takâtı kalmaz. Kurtuluş umudunu yitirip can kaygısına düşünce kucağındaki yavrusunu, kazanın kızarmış tabanına koyar, yavrusunun üstüne çıkar.Yavru maymun çığlık çığlığa… Çevreyi, insanın nevrini değiştiren, midesini ağzına getiren; iğrenç ve dayanılmaz yanık pis et, yanık iğrenç deri kokusu sarar.

Biz şimdi bir maymun gibi can korkusuna düştük.Buna can korkusu derler. Bir yüreğe düşmeye görsün. Can, Cananın da, evladın da; yavrunun da canından evladır dostum. Emir, demiri kesmeye görsün…

Köyünde ona Yaylı Mustafa ya da “Yaylı” Musti derlerdi. 15 – 16 yaşlarında Kurtuluş Savaşına çağrılmış.Dört yıl sonra köyüne bir bacağını kaybetmiş olarak dönen bir Gazi, ünvansız, adı bilinmeyen bir Kahramandır O. Usta bir marangoz, kaybettiği bacağının yerine tahtadan bir ayak yapar ona. Marangoz, Musti’nin bedeninin eti ile tahta bacak arasına bir yay yerleştirmiştir. “Yaylı” lakabı ona, her adım atışında, yayın ses çıkarmasından miras kalmıştır.

“Yaylı” köyün en yoksul, en gariban bir anne ve babanın oğludur. Üç beş koyunları; yıkıldı yıkılacak, toprak damlı, sarsak bir evleri vardır.

Yaylı, bir gün kasabaya doğru yürümektedir. Köyün Ağası da yeni aldığı traktörüyle kasabaya gitmektedir. Ağa,Yaylı’yı yanına alır. Bir zaman sonra Ağa, yurt bildiği bu topraklar için bacağını vermiş Yaylı’yla dalga geçmek, onurunu küçük düşürmek ister.Ağa, “Ulan Yaylı, bu yerdeki taze hayvan boklarını yersen, sana bu traktörü vereceğim” der.

Yaylı’nın aklından yokluğu, yoksulluğu; anası, babası; evlenip yuva kurması gelir geçer. Ağanın teklifini kabul eder. İner, yerdeki taze hayvan boklarını kaytan bıyıklarına süre süre yer. Yaylı, Ağanın yerine direksiyona kurulur. Yaylı’nın keyfi yerinde. Hayalini bile kuramadığı traktör sahibi olmanın inanılmaz sarhoşluğu, rüyası içinde. Islığını, yanık yanık öten kaval gibi çala çala; gün görmemiş yavan, tiz sesiyle acı, içli türküler söyler. Kasabaya giderler.

Kasaba dönüşü Ağa, traktörün sahibi Yaylıya; “Yaylı, bu yerdeki hayvan boklarını yesem, traktörü bana tekrar verir misin?” der. Yaylı kabul eder. Hayvan boklarını yiyen Ağa, traktörüne kavuşur, direksiyona yeniden Ağa oturur.

Yaylı eve gider, başını anasının dizine koyar, hıçkıra hıçkıra ağlamaya, derin derin düşünmeye başlar: Ağa,boku yedi traktörünü geri aldı; Ben bu boku niye yedim? Kafam basmıyor, ana” der.

Komşu ve kardeş Suriye’ye 10 binlerce çember sakallı, eli kanlıcanileri ve çizmelerinden kan damlaya Conileriniçin saldık?Eğitip, besleyip, büyütüp, savaş araçlarıyla donatarak gönderdiğimiz Vandallardan kurtulmak için, şimdi de kınalı kuzuları kurban ediyoruz.Yaptığımız işten, izlediğimiz politikalardan dolayı; Yaylı Musti’den ne farkımız kaldı?

Atatürk, Anadolu coğrafyasında mutlu ve güvenli yaşamayı 3 koşula bağlamış: 1) Emperyalizmle hiçbir işbirliğine girmeyeceksin, 2)Ruslarla sorunsuz bir dostluk kuracaksın, 3)Arap dünyasının iç işlerine, hiçbir koşulda karışmayacaksın.

Ey aklı eveller! Siz, Atatürk’ten daha mı akıllıydınız be alıklar? Siz, Sizin Ebu Ecdadınız Mustafa Kemal’in türabı olamadı, olamazsınız. Evet, Sizler, mademki Osmanlı torunlarısınız. İngiliz Zırhlısıyla kaçan kimin dedesiydi be aymazlar? Sizin dedeleriniz, genç cumhuriyetin aydınlık yüzü – geleceği,genç KUBİLAY’ı; tırtırlı bağ bıçağıyla boğazlayan, “Keşke Yunan Kazansaydı” diyecek kadar soysuz, Mandacı Mankurtlar.

Hanginizin babası, dedesi hangi savaşa katılmış, çıkın bir söyleyin. Hepiniz, ama hepiniz; Musa’nın kaybolan 13. Kabilesinin devamısınız, devamı. Siz ve sizin ecdadınız, emperyalizmin – Siyonizm’in düşünce fukarası maşalarısınız.

Babamın dedesi Ali ZEHRA, YEMEN Savaşından yaralı dönerken;İslahiye’de ölüyor ve oraya gömülüyor.

Ey Büyük Atatürk!7 düveli yendin de; Ortaçağ kafalı Mankurtları yenmeye ömrün yetmedi. Her şeyimi sana borçlu olduğum için; en ulvi duygularımla önünde eğilmeyi bir ibadet sayıyorum.


Yukarı Geri Ana Sayfa