SSK’YI KİM BATIRDI?!…
SSK’YI KİM BATIRDI?!…
Eğitimde STEM+A Modeli!..
Eğitimde STEM+A Modeli!..
Türkiye Atatürk’te birleşiyor!
Türkiye Atatürk’te birleşiyor!
TBMM DENK Bütçeye Dönmek Zorundadır
TBMM DENK Bütçeye Dönmek Zorundadır
Hitler’in Gemlenemeyen Narsist Ruh Hali
Hitler’in Gemlenemeyen Narsist Ruh Hali
Aile İçi Şiddetin Çocuklar Üzerindeki Etkisi
Aile İçi Şiddetin Çocuklar Üzerindeki Etkisi
TOPLUMSAL PSİKOLOJİ
TOPLUMSAL PSİKOLOJİ
29 Ekim 1923… 24 Ağustos 2015
29 Ekim 1923… 24 Ağustos 2015
Halkın sağlığı Yılmaz’a emanet!
Halkın sağlığı Yılmaz’a emanet!

Hatay il Sağlık Müdürlüğünde görev...

Başkan Yaman’dan Örnek Hassasiyet
Başkan Yaman’dan Örnek Hassasiyet

Hatay’ın Defne Belediye Başkanı İbrahim...

Kardeşinle Paylaş projesi, Hayırseverlerin desteğini bekliyor!
Kardeşinle Paylaş projesi, Hayırseverlerin desteğini bekliyor!

Antakya Belediyesi, kardeşinle paylaş projesinin...

NATO Skandalı Meczub İşi mi, Niyet Beyanı mı?
NATO Skandalı Meczub İşi mi, Niyet Beyanı mı?

Memur Sen Hatay İl Başkanı...

Vali Ata’ya Dünya Çocuk Hakları Günü Ziyareti
Vali Ata’ya Dünya Çocuk Hakları Günü Ziyareti

Hatay Valisi Erdal Ata, Dünya...

Dünya Çocuk Gününde Çocuklardan Savcı Şeker’e ziyaret!
Dünya Çocuk Gününde Çocuklardan Savcı Şeker’e ziyaret!

Hatay Barosu, Dünya Çocuklar gününde,...

Hekimlik Mesleği Barışı savunmak zorunda olan bir meslek!
Hekimlik Mesleği Barışı savunmak zorunda olan bir meslek!

Hatay Büyükşehir Belediye Başkan vekili...

NATO’dan çıkma dahil Meclis’te görüşebiliriz!
NATO’dan çıkma dahil Meclis’te görüşebiliriz!

Atatürkçü Düşünce Derneği’nin Arsuz ilçesindeki...

Yıpratılmaya çalışıldım!
Yıpratılmaya çalışıldım!

Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Doç....

Cinayet Zanlıları Polisle Çatıştı
Cinayet Zanlıları Polisle Çatıştı

Hatay’ın Defne İlçesi’ne bağlı Dursunlu...

Kentsel dönüşüme Bakan freni!
Kentsel dönüşüme Bakan freni!

Antakya Belediyesini mega proje olarak...

Sahip oldukları haklardan fazlasını istiyorlar!
Sahip oldukları haklardan fazlasını istiyorlar!

Antakya Belediye Başkanı İsmail Kimyeci...

Müzakere süreci tamamlandı mücadele zamanı!
Müzakere süreci tamamlandı mücadele zamanı!

Antakya Ticaret ve Sanayi Odası...

Defne’de Asfalt Dönemi Start Aldı
Defne’de Asfalt Dönemi Start Aldı

Hatay’ın Defne Belediyesi, alt yapısı...

Savcılığa dilekçe verildi
Savcılığa dilekçe verildi

Hatay’da Alevi Kanaat Önderleri saldırının...

Bu susuzluğu daha ne zamana kadar yaşayacağız?
Bu susuzluğu daha ne zamana kadar yaşayacağız?

Hatay’ın Defne ilçesine bağlı Turunçlu...

İncirlik Üssüne el konsun, Habur kapısı kapatılsın!
İncirlik Üssüne el konsun, Habur kapısı kapatılsın!

Vatan Partisi Hatay İl Başkanı...

Kıyı kenar çizgisinde “Yıkıyoruz” diye bir karar yok!
Kıyı kenar çizgisinde “Yıkıyoruz” diye bir karar yok!
60 okunma | 7 Kasım 2017 08:12
Font1 Font2 Font3 Font4

Hatay’ın Samandağ Belediye Başkanı Mithat Nehir, kıyı kenar çizgisinden dolayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Türkiye’ye ceza verdiği hatırlatmasındabulundu.

HRT Akdeniz Televizyonunda katıldığı Demokrasi bulvarı programında  Kıyı kenar çizgisine de değinen Başkan Mithat Nehir, Mahkemenin “Yıkıyoruz” diye bir kararın olmadığını bir kez daha gündeme getirerek şu bilgileri paylaştı:

“O günden bu güne yeni bir şey yok. Aynı yerde, aynı noktadayız. Kıyı kenar çizgisi mağdurları  1960’lı yıllara dayanır. 1960’lı yıllarda dönemin Valisi, dönemin ilçe belediyesine bir talimat verilir ve denir ki “ şu kıyı bandında belirli bir bölgeyi mevzi imar planı yapın ve orada ürettiğiniz parselleri bir şekilde vatandaşa devredin, satın.” Bununla ilgili vatandaşın oradaki bu parsellerden mülk edinmesi için bir teşvik yapılır. Bunun üzerine vatandaş gider, o mülkü edinir, ihaleye girer üstelik, satın alır, bedelini öder ve orada ilk ev yapan kişiye de dönemin Valisi teşvik amaçlı devletin araçları ile taş gönderir, malzeme gönderir. Aradan 30 yıl zaman geçer ve 1990’larda Kıyı Kanunu diye bir kanun ortaya çıkar. Kıyı kanununa gelmeden önce de 1980’li yıllarda da aynı devlet o kıyı bandındaki kumu özel idare üzerinden ihale eder ve yıllarca oradan kum çekilir. Oradaki kum çekiminden kaynaklı deniz suyu 50metre- 100 metreye kadar karaya girer. 1990’larda kıyı kanunu kıyı çizgisinin çizilmesi gerektiğini kıyı kenar çizgisi çizildikten sonra da kimi vatandaşların devletin o teşviki ile satın aldığı o mallar kıyı kenar çizgisi içerisinde kalır. Yasa da derki kıyı kenar çizgisi ile denizin kırıldığı dalga arasındaki bütün imar ve yapılaşmaların tapuları iptal edilecek, yok edilecek. Şimdi devlet o noktada fikir değiştiriyor. Sadece kıyılarla ilgili değil devlet bu fikri dağdaki yaylalarda yapılan imarlarla ilgili de aynı kararları aldı. Buradan devletin şöyle bir hükümet tasarrufu ortaya çıkar; kıyı kenar çizgisi içerisinde kalan kısımları temizleyeceğim, yaylaları temizleyeceğim, eski doğasına kazandıracağım şeklinde tasarlandı. İlk baktığınızda bu aslında çok insani bir şey ancak burada aynı devlet bu insanlara bu malı satmıştı. Aynı devlet bu insanlara inşaatlarınızı burada yapın diye ikna etmişti, bu süreci desteklemişti. Aradan bir süre daha geçer bu tapular bilabedel yani bedelsiz iptal edilir. Vatandaş orada feryat figan eder ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurur. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni bu uygulamasından kaynaklı cezalandırır. O bedelsiz el koymadan kaynaklı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuran vatandaş o mahkemeyi de kazanınca iç hukuk yolları yeniden açılır. Vatandaşlara yeniden bedel talep etme hakkı doğar. Bu sefer kamu idareleri vatandaşa der ki; “sizin 10 yıllık bir süreniz var. Bu 10 yıllık süre içerisinde eğer iç hukukla ilgili davalarınızı açıp sonuçlandırırsanız mahkemelerin takdir ettikleri kadar size bedel ödeyeceğiz, eğer 10 yıllık süreyi aşarsanız sizin hakkınız ölüyor. Sizin burada artık hiçbir şekilde dava etme hakkınız da kalmıyor.” şeklinde bir karar çıkıyor. Aslında bu bugün de devam eden bir süreç. Vatandaş şu konuda sıkışıyor;

10 yıllık süre içerisinde eğer dava edip, mahkemenin takdir edeceği bedel ne ise o parayı alırsam  bu bir kazanç olabilir ama bu işi yapmasam malım hepten bedavaya gidecek. O zaman vatandaş şuna mahkum ediliyor ya dava açıp mahkemenin takdir ettiği miktarı alırsın ya da hiçbir bedel talep etmeksizin bu haklarından mahrum olursun şeklinde bir durum ile karşılaşıyor vatandaş. Bugün ki durum ise vatandaşın bir kısmı dava açmış mahkemelerin takdir ettiği miktarda bir para almış ki biz de belediye olarak orada tapu iptali sebebi ile vatandaşın maruz kaldığı baskının altında kaldık, dava açtık ve oradaki belediye mülkleri için bir bedel almıştık. Bedel ödendi ancak mahkeme kararında,

“ Yıkıyoruz  “ diye  bir karar yok. Yıkım kararı çıkmadan önce de orada vatandaşın onu kullanma hakkı olur. Ya da yeniden bir dava açılır, orada bir yıkım kararının alınması gerekir.

Bir kısım vatandaş bu noktada, bir kısım vatandaş davasını yeni açtı, bir kısım vatandaşın bu davayı açmasına 7- 8 yıl var. Burada ayrıca bir adaletsizlik olacak. Bugün devlet olarak bir taraftan vatandaşın malını yıkalım, 3 gün sonra henüz davasını sonuçlandıramamış vatandaşların evleri kalacak çünkü daha dava sonuçlanmamış. Bir kısım daha vatandaş var ki henüz dava açmamış. Bu adaletsizliği sağlamayalım diye, vatandaşlar arasında bu rahatsızlıklar oluşmasın diye bana göre şöyle olabilir ki bununla hem o yerlerin ekonomik değerleri tükenmiş olur. Zaten biz yeni bir şey yapılmasına izin vermiyoruz, destekler yapılmasına izin vermiyoruz. Bu binalar ekonomik ömrünü tüketene kadar bu binalar kullanılmalı.

1990’lı yılarda acaba kıyı kenar çizgisi planlanırken kıyı kenar çizgisi içerisinde kalan ve yapılaşmanın çok yoğun olduğu bölgelerle ilgili bir tutanak tutulsaydı, bir rapor edilseydi bu işler muaf olabilir miydi çok emin değilim ama alabilirdi gibi de bazı bilgiler geliyor.

Bununla ilgili bir bilgiyi daha paylaşayım; bugün tam o 90’lı yıllarda kıyı kenar çizgisi dışında kalıp ilk 50 metrede kıyı kanunu belli hiçbir şey yapamazsınız, ikinci 50 metrede sökülür takılır türde imalatlar yapabilirsiniz. İlk 50 ve ikinci 50 metrede deniz mıntıkasında o Hıdır Türbesi çevresindeki yapılara bakın yeni yapılan yerler var. Bu binaların tamamı yok ediliyor. O zaman kıyı kanununun vatandaşı destekler şöyle bir ibaresi var. Diyor ki; 2003’ten önce eğer kıyı kenar çizgisinden sonraki ilk 50 ve ikinci 50 metredeki imar adalarında yapılaşma oranı %50’yi geçmişse buradaki binaların hakları olabilir. Bununla ilgili bir meclis kararı aldık ve Turizm Bakanlığı’na gönderdik. Ümit ediyoruz ki bu karar Bakanlık tarafından da onanır. Onanırsa en azından ilk 50 ve ikinci 50 metre içindeki o vatandaşlarımızın bugün evlerinden olmamaları için çaba harcarız.

BALIKÇILAR VE KASAPLAR ÇARŞISININ YIKILIP YENİDEN İNŞA EDİLME SÜRECİYLE İLGİLİ KONUŞTU

Samandağ Belediyle Başkanı Mithat Nehir,  eski vergi dairesi yerindeki alan ile ilgili olarak ta konuşmasında şu bilgileri aktardı.

“O bahsini ettiğimiz parselde 1100 metre civarında bir inşaat alanının olduğu ve toplamda iki katlı, vatandaşlara ait mülklerin imal edileceği, yarım katta hem belediye kendi paylarından vazgeçiyor, hem mal müdürlüğü kısmen kendi paylarından vazgeçiyor ve iki buçuk katlı bir bina yapılıyor. İki buçuk katlı bir binanın kamuya ait kısmı sadece buçuk olan kısmıdır. Gerisi hem ilgili yüklenici firmaya ait olacak ger kalanı da zaten vatandaşların özel mülkleri. Aslında doğrusunu isterseniz bize de sorsanız orası yeşil alan olsun mu diye elbette olsun yani yeşil alana kim karşı çıkar, böyle bir şey olabilir mi? Ama kat malikleri orada “ben kendi mülkümü istiyorum diyorsa. Beni başka bir yere atmayın çünkü ben daha önce 80 darbesinde, daha önce Oytun Alanı olarak bilinen ve şu anki Abdullah Cömert alanı olarak andığımız alanda bir bina vardı. Bizim mülklerimiz ordayken birinci darbeyi orada yedik, darbe hukuku vardı, 10 metrelik payımıza 3 metre verdiler o zaman sesimizi çıkaramadık, getirdiler bizleri buraya koydular. Şimdi de diyorsunuz ki bizi buradan da kovup başka tarafa atmak istiyorsunuz. Asla kabul etmiyoruz. Biz itiraz ediyoruz” diyorlar.

Kat malikleri  zaten birinci darbeyi 80’lerde yemişler. İkinci darbeyi de bugün maalesef küçük bir kesim çıkıp diyor ki burayı vatandaşlara vermeyi, ısrarla diyorlar ki vatandaşları mağdur etmeyelim. Bir kere bu vatandaşı yerinden oynatmak bir mağduriyet demek. Bu vatandaş orayla bir bağ kurmuş, geçmişten günümüze kadar 30 – 40 yıldır orada esnaflık yapar, bir şekilde müşterisi bellidir, girip çıkanı bellidir yani o insanların orası ile bir bağı var.

Ayrıca oranın ederi yaklaşık 30 milyon. Biz o birinci ve ikinci kattaki mülk bedelini nasıl ödeyeceğiz. Yani 1100 metrekare bir alanımız olacak diye 30 milyon lira civarında bir parayı vermek için kamuyu zorlanabilir mi? Ben şöyle düşünürüm; 42 tane mahalleden sorumluyum ve 42 mahalleye 42 tane park yaparım bu parayla.  Vicdani olan budur.

Tamam şehrin bir meydanı olmalı amenna ama bu planlar yapılırken sizler buradaydınız, siz bu şehirde yaşıyordunuz. Bu şehirde yapılan imalatlarla ilgili biriniz çıkıp bir ses etmedi, bir şey söylemedi. Ayrıca yeni yapılan 75. Yıl Parkı ile ilgili geçmişte bir tane dava açılmış ve o dava ile ilgili bugün orada deniyor ki bunu yer altına alalım, başka bir proje oluşturalım diyorlar. Yani ısrarla bu işin olmaması için bir çaba içerisindeler. Bunun anlaşılabilir bir tarafı yok. O vatandaşları ikna edemedik, bu vatandaşların mülk bedelini ödeyemedik ama belediye yapsın. Yani bununla ilgili samimi bir öneri gelmedi, bu çerçevede değerlendirilmesi gerekiyor. Yoksa daha makul bir zemin olsaydı biz bu insanlar ile bir araya gelir, konuşulurdu. Hiç kimse bu insanlara uzak, mesafeli bir noktada durmuyor.”


Bu haberler ilginizi çekebilir!
Yukarı Geri Ana Sayfa