|
Üniversitelerimizdeki akademisyenler ve ülkemizin değerli mühendisleri, Türkiye’nin nüfus yoğunluğunun en yüksek olduğu Marmara Bölgesi ve İstanbul’da DEPREM olursa şu kadar insanın hayatı tehlikeye girer, şu kadar bina yıkılır, aman tedbir alın derken, sevgili ANTAKYA’ mızı hiç hatırlatmıyorlar.
Aslında konu İstanbul veya Antakya konusu değil; ÜLKE konusudur. Çünkü; ülkemizin coğrafi konumuyla, jeolojik ve topografik yapısı incelendiğinde, % 96’sının deprem kuşağı içerisinde olduğu görülür.
Türkiye’de fayların en yoğun olduğu bölgeler, bir başka deyişle Türkiye’de aktif olan faylar; Kuzey Anadolu, Ege Bölgesi, Marmara, Doğu Anadolu bölgeleri ile HATAY civarında yoğunlaşmaktadır.
Antakya; MÖ 37 yılından MS 1822 yılına kadar haritadan silinecek kadar fazla sayıda ve şiddetli deprem vakası yaşamıştır.
İstatistiklere dikkatle bakılacak olursa, Antakya’da büyük deprem olma riski olan yıllardan birini yaşadığımız görülmektedir. Çünkü üzerinde bulunduğumuz fay hattı, enerji birikimini belirli yıl aralıklarında bırakmaktadır.
Kentimiz fay hattı üzerine kurulduğundan her an tehdit altında sayılırız.
Fay, kırık demektir. Yer kabuğunda hareket olan yerlerde, sertleşmiş, dolayısıyla esnekliğini kaybetmiş kara parçaları, iç kuvvetlere bağlı basınçların etkisiyle kırılır.
Bu kırıklara FAY denir.
Hem şehrimiz, Sayın Prof. Dr. Şükrü ERSOY’dan alınan haritada görüldüğü gibi, kentimiz bu kırıkların üzerine kurulmuştur.
Zaman zaman şiddet derecesi 4 olan orta ölçekli sarsıntıları çok sevindiricidir. Çünkü bu sarsıntılarla, doğal alt yapı, enerji birikimini arada bir boşaltma fırsatını bulabilmektedir. Bulamadığı takdirde, daha şiddetli sarsıntılar meydana gelir ki; şiddetine göre, kentimizin ve insanlarımızın can ve mal kaybına neden olabilir.
Onun için lütfen bu konu da tedbirli olalım,
onun için lütfen bilgili olalım.
Çocukluğumda Antakya sallandı, ben ne olduğunu anlamadım. Rahmetli annem, telaşla beni ve kardeşlerimi evin dışına çıkardı ve şimdiki araştırma hastanesinin civarına, açığa, binanın olmadığı yerlere götürdü. O zaman şimdiki gibi bina yoktu, Fevzi Çakmak İlkokulu ve Antakya Devlet Hastanesi vardı. Aradaki tüm alan boşluktu, tabii o boşluğu da, evden kaçan vatandaşlar hemen doldururdu.
Tehlike geçince herkes gibi bizler de eve döndük. Babamı, evde yatağına uzanmış gördük, Annem bizimle neden gelmediğini sorunca, “Allah’tan gelecek mukadderata razıyım. Eğer canımı alacaksa yatağımda alsın.” dedi.
Babam, depremin ölüm getirebileceğini biliyordu. Herhangi bir binanın altında kalacağına, yatağını tercih etmişti.
Rahmetli babam depremden korunmak için önlem almadı. Ama bizler alalım…
17 Ağustos 1999 Marmara depreminden sonra, bilinçlendirme ve tedbir çalışmalarına başlandı. İlk olarak öğretim kurumlarında öğretmen ve öğrenciler bilinçlendirilmeye başlandı, böylelikle anne ve babaların da daha duyarlı olması ve vatandaşların sorunun farkında olması sağlanarak bir farkındalık sürecine girildi. Marmara Depremiyle başlayan bu süreç, kentimize özel bilinçlendirme etkinlikleriyle sürdürülmelidir. Çünkü; ANTAKYA’DA YAŞAYAN HERKES; DEPREMDEN KORUNMA YOLLARINI ÖĞRENMEK ZORUNDADIR.
Çünkü, depremin ne zaman, nerede ve kaç şiddetinde olacağı tahmin edilemez ve bilinemez.
Deprem; ANTAKYA’mızın SİNSİ BİR DÜŞMANIDIR.
Bu düşmanın şakası yoktur. Can ve mal kaybına neden olan bu doğal olaya karşı bilinçlenirsek, daha az can ve mal kaybımız olur.
Depreme karşı bilinçli olmak konusu gündeme geldiğinde aklımıza hemen Japonya örneği gelmektedir.
Bilindiği gibi, deprem konusunda en çok araştırma yapan ve yurttaşlarını eğiten, depremle birlikte yaşamayı öğreten ülke JAPONYA dır. Örneğin; 7 şiddetindeki bir deprem başka ülkeleri yıkarken ve binlerce ölü verirken, Japonya, bu faciayı çok az zararla kapatmaktadır. Çünkü BİLİNÇLİDİR, TEBİRLİDİR, EĞİTİMLİDİR… Bütün bu unsurları, geçici bilgi olarak değil, bir yaşam biçimi olarak kabul etmiştir.
Ülkemizdeki bir depremi tecrübe eden Japonların bize verdiği küçücük bir dersi hatırlatarak yazımı noktalayayım:
Marmara Depreminde, dört katlı bir otelde, çoğu turist olan müşteriler, telaşla merdivenden aşağı koşmaya başlamış, süre çok kısa olduğu için merdivenlerde de sıkışmalar oluşmuş. Herkes merdivenleri kullanarak alt katlara doğru koşarken, orada bulunan bir Japon aile odalarından çıktıkları gibi çatı katına, oradan da çatıya çıkmış. Otel sarsıntı sonucu yerle bir olmuş. Otel yıkıntısı altından çıkarılan yaralılar dışında, maalesef 17 ölü olduğu, Japonların hiçbir zarar görmeden hayatta kaldığı tespit edilmiş.
İçinde bulundukları bina o anda yaşanan depremin şiddetine dayanıklı olmasa dahi söz konusu ailenin hayatta kalmaları da bir eğitim ve bilinç sonucu değil midir?
HATAY TARİHİNDEKİ DEPREMLER:
MÖ 37: Büyüklük 6.4, şiddet 7, çok sayıda ölü
MÖ 69: Büyüklük 7, şiddet 9, Antakya ve Suriye’ deki bazı şehirler, Kıbrıs (Magosa) ve Mısır etkilendi.
115 : Büyüklük 7, şiddet 9, Antakya, Magosa, Beyrut ve Salamiste hissedildi.
334 : Büyüklük 7, şiddet 9, Antakya
587 : Büyüklük 7, şiddet 9, Antakya 60 bin ölü.
1114 : Büyüklük 7, şiddet 9, Lübnan’ da tsunami yarattı.
1155 : Büyüklük 6.4, şiddet 8, 2 bin ölü
1170 : Büyüklük 7, şiddet 9, Binlerce ölü, Kıbrısta hissedildi.
1268 : Büyüklük , şiddet , 60 bin ölü Hatay
1822 : Büyüklük 7, şiddet 9, Tsunami oldu. 20 bin ölü.
HATAY’IN DEPREM FATURASI
115 : Antakya’da ağır hasar, 260 bin ölü
13 Eylül 458 : Antakya’da ağır hasar ve yangın 80 bin ölü
29 Mayıs 526 : Antakyanın tamamı yıkıldı. 250 – 300 bin ölü
29 Kasım 528 : Antakya’da ağır hasar 60 bin ölü
847 : 20 bin ölü
8 Mart 1053 : Antakya’da ağır hasar. 10 bin ölü
30 Haziran 1170 : Asi vadisinde, Antakyanın güneyinde geniş bir alanda hasar.
13 Ağustos 1872 : Gaziantep, Antakya, İslahiye ve Halep arasındaki alan bütünüyle tahrip oldu ve yıkıldı. 30 – 60 bin ölü. 3 Nisan 1872: Antakya ve Samandağ’daki evlerin % 70 i hasar gördü, yaklaşık 1000 ölü.
22 Ocak 1997 : 5.4 Şiddetindeki depremde can kaybı olmadı. Maddi hasar oldu
|
0 Yorum