SSK’YI KİM BATIRDI?!…
SSK’YI KİM BATIRDI?!…
Eğitimde STEM+A Modeli!..
Eğitimde STEM+A Modeli!..
Türkiye Atatürk’te birleşiyor!
Türkiye Atatürk’te birleşiyor!
TBMM DENK Bütçeye Dönmek Zorundadır
TBMM DENK Bütçeye Dönmek Zorundadır
Hitler’in Gemlenemeyen Narsist Ruh Hali
Hitler’in Gemlenemeyen Narsist Ruh Hali
Aile İçi Şiddetin Çocuklar Üzerindeki Etkisi
Aile İçi Şiddetin Çocuklar Üzerindeki Etkisi
TOPLUMSAL PSİKOLOJİ
TOPLUMSAL PSİKOLOJİ
29 Ekim 1923… 24 Ağustos 2015
29 Ekim 1923… 24 Ağustos 2015

Yeni CHP ve Laiklik
39 okunma

2010 yılı 12 Eylül’ünde yapılan Anayasa değişikliği referandumunun hemen ardından gittiği Almanya’da CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Avrupa Birliği  önde gelenleriyle buluşmuş ve çarpıcı açıklamalar yapmıştı. Kılıçdaroğlu yaptığı açıklamalarında, “Anayasa Mahkemesi’nin AKP konusunda verdiği bir karar var, laiklikle ilgili. Ben bugün için laikliğin tehlikede olduğunu düşünmüyorum. Böyle bir tehlike görmüyoruz. Din alanında özgürlükleri daha da genişletmek gerekir….” demişti.

Kılıçdaroğlu böylece AKP’yi destekleyen Alman ve Avrupa Birliği  partilerini de rahatlatmıştı. Çünkü onların duymak istediklerini söylemişi. Gazeteler Yeni CHP’nin (Y-CHP) Alman Solu’ndan ‘tam not’ aldığını yazmıştı.

Kılıçdaroğlu, parti içinden ve kamuoyundan gelen tepkilere karşı açıklama yaparken bile aynı tavrını sürdürmüştü. Y-CHP Genel Başkanı, “Laiklik elden gidiyor politikası izlemek doğru değil. Bize de yakışmaz” diyordu.

Kılıçdaroğlu’nun bu yeni açılımı AKP’yi de çok memnun etmişti. Anayasa Mahkemesi’nin AKP için verdiği karar artık, CHP tarafından bile kabul görmüştü. Hatta Kılıçdaroğlu bu kararı nedeniyle Anayasa Mahkemesi’ni suçlu ilan etmişti.

O kadar ön alınmıştır ki, AKP Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Kılıçdaroğlu’ndan üç yıl sonra “irtica ve bölücülük tehdit değildir” diyebilmişti.

Oysaki iktidarda Cumhuriyet yıkıcılığı suçuyla mahkûm edilmiş bir parti vardı.  Kapatılmaktan tek oyla kurtulmuştu. Bu sonucun nasıl sağlandığı da kamuoyunca yakından biliniyordu. AKP iktidarı, devletin bütün olanaklarını seferber ederek; tek tek Anayasa Mahkemesi üyelerinin peşine düşerek, o güne kadar görülmemiş tertiplerle kapatılmayı engellemişti.

Kılıçdaroğlu ve ekibi referandum kampanyası boyunca bir kez olsun Anayasa Mahkemesi’nin bu kararını, AKP’nin laiklik karşıtı faaliyetlerin odağı olduğu hükmünü ağzına almamıştı. Hatta tersini yaparak, “Siyasi partilerin kapatılması artık son bulmalıdır” demişti. Bölücülüğü savunmak da artık kapatma nedeni olmayacaktı. Böylece BDP’de rahatlatılmıştı.

Neoliberal-Batı’cı çevrelerde “CHP 30’lu yılların otoriter laiklik anlayışıyla büyüyemez” kampanyası sürdürülüyordu. “Partide Kürtler gibi dindarlar da yok.; CHP; sosyal demokrasiyi üst şemsiye olarak kullanıp, etnik ve jakoben din karşıtı zihniyeti aşarsa büyüyebilir” diye yazılıyordu. CHP’nin büyümesi Kılıçdaroğlu ile birlikte neoliberal, sağcı, Fethullahçı kesimlerin ilgi alanına girmişti! Ama büyüme için CHP’nin “Kemalizm’in prangasından kurtulması şarttır” deniyordu.

Kılığçdaroğlu bu ilgiden memnundu. Zaten CHP Genel Başkanlığı’nın ilk günlerinden itibaren partisini yeni bir eksene taşım çabasına girmişti. Oysaki Deniz Baykal, Kılıçdaroğlu’nu “bu bir tuzaktır” sözleriyle uyarmıştı.

Baykal şöyle diyordu: “İktidar olmak hafif eksen kaydırmayla olsaydı bugüne kadar olurdu. Daha derin bir durum var. Bu bir tuzaktır; CHP’yi AKP’leştirmektir. Daha rahat oynanabilir bir Türkiye projesinin sonucudur”.

Heyhat! CHP’de bu uyarılara aldıran olmamıştı!

DİN VE İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜ

Kılıçdaroğlu’nun 2011 Seçim Bildirgesi’nde “Tüm din ve inançların ibadethane açmalarının önündeki engelleri kaldıracağız” deniliyordu. Sanki bir engel varmış gibi yapılan bu vaatlerle AKP’yle yarışa girişilmişti. Y-CHP,  Kılıçdaroğlu’yla  birlikte Tayyip Erdoğan’ların minderinde güreşmişti.

Bildirgede “Din ve inanç özgürlüğü”yle ilgili vaatler, evrensel insan hakları ilkelerine ve AİHM kararlarına dayandırılmıştı. Cumhuriyeti kuran partide referans artık Atatürk değildi.  Atatürk ilkeleri artık sosyal demokrasinin ve Batı’nın ilkeleriyle yer değiştirmişti.

Kılıçdaroğlu’nun yolu temizlediği ortamda Milli Güvenlik Kurulu, Ekim 2010’da Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’nde tarihi bir ‘düzeltme’ yaparak irticayı ‘tehdit’ kapsamından çıkarmıştı. Sanki daha önceki yıllarda var olan irtica tehdidi AKP iktidara gelince yok olmuştu!

Hatta Y-CHP Genel Sekreteri Nihat Matkap’ın sözleri de Y-CHP’nin geldiği yeri özetlemekteydi. Matkap, “Laikliğin tehlikede olmadığını, devlet yönetiminde İslami siyaseti esas alma anlayışının çöktüğü”nü söylemişti. Zaman Gazetesi yazarı Mümtezer Türköne, “önemli bir ilerleme’ diyerek Nihat Matkap’ı ve Y-CHP’yi  alkışlamıştı.

Fethullah Gülen kontenjanından Y-CHP’ye milletvekili yapılan Faik Tunay da Nihat Matkap’la aynı görüşteydi: Tunay da “Ben Türkiye’de irtica tehdidi görmüyorum. AKP’nin de böyle bir gizli gündemi olduğun düşünmüyorum. Kemal Kılıçdaroğlu ve CHP yönetiminin çoğu da benimle aynı fikirdedir” diyordu.

Ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın keyfine diyecek yoktu; “Sonunda CHP’yi bile yola getirdik” diye övünüyordu.

CHP’nin taraf değiştirmesiyle birlikte TBMM’de laikliği tehdit altında gören bir parti kalmamıştı. MHP zaten yıllardır AKP’yle dindarlık yarışındaydı. BDP ise Kürtçü bölücülüğe İslam aşısı yaparak aynı kulvarda yerini almıştı. Meydan bütünüyle AKP’ye bırakılmıştı.

Sürecin başında CHP içinde farklı sesler yok değildi. Örneğin Parti sözcüsü Birgül Ayman Güler, Kılıçdaroğlu’nun sözlerini gönderme taşıyarak şöyle demişti: “ Bence bugün irtica tehdidi yoktur! İrtica iktidardadır. Tehdit olmaktan çıkmış, iktidara yerleşmiştir.”

Böylesi çıkışlar bazı milletvekillerince defalarca yapılmıştı. Ama Kılıçdaroğlu ve ekibinin dümende olduğu bir gemide bu tür sözler hoş bir seda olmaktan öteye geçememişti.

Y-CHP’NİN LAİKLİK TANIMI

Y-CHP ise en başta laiklik tanımını yenileyerek işe başlamıştı. Atatürk dönemine ait ne varsa hızla temizliğe girişilmişti. Sencer Ayata başkanlığında “Bilim Yönetimi ve Kültür Platformu” bu amaçla kurulmuştu.

Kılıçdaroğlu henüz genel başkanlığının üçüncü ayında iken Ayata laiklik tanımını yenilemişti. Bilim Yönetimi ve Kültür Platformu laikliği, “Laiklik dinin siyasete alet edilmemesidir. Laiklik din ve vicdan özgürlüğüdür” şeklinde tanımlanmıştı.

Ancak bu yeni laiklik tanımında siyasetin (devletin) dışındaki alanla ilgili bir belirleme yoktu. Bu alan dinsel yapılara; cemaat ve tarikatlara bırakılmıştı. Toplum cemaat ve tarikatlara açıldığında siyaset alanı da kaçınılmaz olarak dinin etki alanına girecekti. Bu durumda “Laiklik din ve inanç özgürlüğüdür” ifadesi, cemaat ve tarikatlara özgürlük anlamına gelecekti.

CHP bu yeni laiklik tanımıyla Tayyip Erdoğan ve Fehullah Gülen’in ‘laiklik’ anlayışına katılmıştı. Kılıçdaroğlu ve ekibi devleti din kurallarına dayandıran hükümet uygulamalarına da sesini çıkaramamış ve onay vermek zorunda kalmıştı.

Oysaki Y-CHP’nin laiklik tanımı 1860’ların bile gerisindeydi. Daha I. Meşrutiyet (1876) öncesinde Yeni Osmanlılardan Mustafa Fazıl Paşa’nın Abdülaziz’e yazdığı mektupta din ile dünya işlerinin ayrılması istenmişti. Mustafa Fazıl Paşa mektubunda, “Din ezeli gerçekler arasında durup kalmazsa, yani dünya işlerine karışırsa hepimizi öldürür ve kendisi de ölür” demişti.

Y-CHP’de “Atatürk’ün partisiyiz” diyenlerin, Atatürk’ün kurduğu partinin adını ve sembolünü kullananların, laiklik gibi temel bir konuda bizzat Atatürk tarafından hazırlanan tüzük ve programa, yaptığı Anayasa’ya bakmaları gerekmez miydi?

Atatürk ve partisi, laikliği siyasi alana (devlet işleriyle) sınırlamamıştır. Atatürk ve partisi, siyasi, toplumsal ve iktisadi bütün alanlarda, bütün kanun, teşkilat ve ihtiyaçlarda, özetle dünyayla ilgili olan işlerde dinin ayrı tutulmasını öngörmüştür.

Sözün özü: Atatürk’ün kurduğu parti ve devletin değişmeyen özü, din ile devlet işlerinin birbirinden ayrılmasıdır. Atatürk, dünya işlerinde ‘din dışı’ olmayı savunmuş ve uygulamıştır.

Dolayısıyla da Y-CHP’nin “laiklik din ve inanç özgürlüğüdür” tanımı, laiklikten vazgeçildiğinin ilanıdır! Türkiye’de 15 Temmuz 2016 Cuma akşamı yaşanan askeri-sivil darbe girişimini ve akabinde yürürlüğe konulan  OHAL uygulamalarını bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor!


Yukarı Geri Ana Sayfa